Avusturya’da Alevi Federasyonları birlik toplantısı yapıldı.

 Avusturya Alevi Cem Federasyonu‘na bağlı olan ve Avusturya’nın batısında bulunan Vorarlberg Alevi Cem Kültür Merkezi Derneği’nin (VACKM) evsahipliğinde 31 Mayıs’da düzenlenen açıkoturuma davet edilen Cem Vakfı Genel Başkanı ve Alevi Vakıfları Federasyonu Onursal Başkanı Prof. İzzettin Doğan burada önemli mesajlar verdi.

020620091659497634373_4

 VACKM’nin ev sahipliğinde yapılan açıkotururuma Avusturya Cem Federasyonu yetkilileri dışında Almanya Alevi Cem Federasyonu’nu temsilen Başkan Metin Ali Ekber, Hollanda Alevi Cem Federasyonu’nu temsilen M. Fuat Doğan , İsviçre Alevi Cem Federasyonu’nu temsilen bir Dede katıldı ve konuşmalar yaptılar.
Saygı duruşu ile başlayan çıkoturumda Türkiye Cumhuriyeti Bregenz Konsolosu Ayşe Nilüfer Feyzioğlu dışında bazı Avusturya’lı siyasetçiler ve bir çok sivil toplum örgütlerinin başkan ve temsilcileri de hazır bulundular.
Daha sonra konuşma sırası kendisine gelen Prof. Doğan söze Türkiye’nin son 60 yılında Cumhuriyetin kuruluş felsefesinden önemli ölçüde uzaklaşıldığını ve bundan dolayıda Alevi sorunu, Kürt sorunu gibi önemli sorunların meydana geldiğini belirtti.
 
 Alevilerin ihmal edilmesinin ve haklarının devlet tarafından verilmemesinin ülke gündemini ciddi bir şekilde meşgul ettiğini, bunun şiddet olaylarına meydan vermeden çözülmesi için uğraştıklarını, Alevi toplumunda buna hassasiyet gösterdiğini anlattı.

Prof. Doğan devamla şöyle dedi. ” Soğuk savaş sonrası uluslararası siyasal gözlemciler tarafından ilgi ile karşılanan ABD’li sosyal bilimci Samuel Huntington’nun Medeniyetler Çatışması olarak adlandırılan tezi damgasını vurdu. Batı dünyasının İslam dinini iyi bilmediği bu tez ile açıkça anlaşılmıştır. Batı dünyası İslam denince İslamın sadece Arap yorumu olan Sünni inancını dikkate aldığını ve bununda tüm dünyada yanlış yorumlanması sonucu İslam dininın Hristiyan Batı dünyasında yanlış yorumlandığı anlaşılmaktadır. Bu yanlış anlaşılmanın giderilmesi için çalışmalar yaptığını ve Cem Vakfını kurarak İslam dininin şiddet içeren görüntü imajından kurtarmaya çalıştıklarını ve bu çalışmalarda oldukça mesafe aldıklarını açıkladı.

Prof. Doğan sözlerini söyle devam ettirdi.

”İslam dininin esasta 3 yorumu vardır. Birinci yorum Arapların Sünni yorumudur. 2. Yorum Acemlerin Şii yorumudur. 3. Yorumda Türklerin Alevi yorumudur. Alevi yorumunda İslam öncesi tüm Semavi dinlerin kutsal değerleri Alevilerin de kutsal değerleridir. Kuran’da ismi geçen tüm peygamberler, 124 bin Nebi ve 124 bin Veli bizlerinde Nebi ve Veli’leridirler. Alevi inancı Hz. Alin’nin adaletini ve insan sevgisini esas alan inancın adıdır.
Hz. Ali, Mısıra Vali tayin ettiği Malik Ejder’e gönderdiği mektupta şöyle demiştir. ”Vali tayin edildiğin yörede yaşayanların tümü senin kardeşlerindir. Bunların dörtte üçü senin din kardeşlerin, diğerleri Allahın yarattıkları olarak senin neşebi kardeşlerindir. Bunlar arasında adalette ayırım yapmayacaksın” denilerek tüm insanlara eşit ve adil yaklaşılmasını öğütlemiştir.
Bizim İslam inancında 4 kelimeye yer verilmez. 1- Cebir, 2, Şiddet, 3 Kin, 4 Nefret.
Bu kavramlara Alevi inancında yer verilmediği için 13. Asırda Ihlara Vadisi olarak bilinen ve şimdiki Kapadokya çevresini kapsayan bölgede yaşayan Hristiyanlar gönüllü olarak İslam dinini benimsemiş ve bir ucunda Mevlana, diğer ucunda Hacı Bektaş Veli ile diğer uluların yaşadığı bölgede Alevi İslam inancının kökleşerek tüm dünyaya sevgi veren meşalesini yakmıştır. Bu öğreti sayesinde 13. Asırda Hristiyanlık ve Derebeylikler tarafından baskı altında bulunan halklar Horasan Erenlerinin şemsiyesi altına girerek hiç bir kimsenin burnu kanamadan İslam dinini benimsemişlerdir.

Bugün İslam anlayışını terörizm ile eşdeğer tutan bu anlayışı kırarak İslamın gerçek yüzünü yaşadığınız ülkelerde anlatacak olanlar sizlersiniz. İnsanlar arasında yanlış bilinen bu imajın düzeltilmesi sizlerin de yaşadığınız ülkede daha fazla ciddiye alınmanızı sağlayacaktır. Günümüzün İletişim ve medya olanakları sayesinde bu yanlış görüntünün düzeltilmesi herkesin görevidir.

Bizim İslam inancımızda Kuran, Türk’e, Araba, Acem’e değil Adem’e yani insana gelmiş, insanlar arasında önyargıları kıran, insanları bir birine sevdiren, kin ve nefreti ortadan kaldıran, insanı huzura eriştiren bir anlayıştır. Barış çok önemlidir. Bir ülkede barış yoksa o ülkede huzurda yoktur. Aleviler Türkiye’de haklarını almadıkları halde eğer sorun çıkarmıyorlarsa bu bizim Alevi inancımızda yer alan bu güzellikler sayesindedir.
Prof. Doğan devamla ”Batı dünyasında çok görüldüğü gibi varlıklı kesim, dini siyasette bir araç olarak kullanmaktadır. Zengin ülkelerin yoksul ülkeleri işgal etmeleri, Irak, Latin Amerika ve pek çok bölgede yaşanan olaylara baktığımızda burada adalet kavramı güçlü tarafından tayin edilen anlayışın kendisi olmuştur” şeklinde devam etti.

Prof. Doğan’ın konuşmaları içinde dikkat çeken en önemli hususlardan biri Türkiye Cumhuriyeti Devletimize yönelik mesajları oldu.

Prof. Doğan bu konuda şunları söyledi. ”Devleti idare eden 5 ayrı Başbakan’a şunları söyledik. Siz 25 Milyonu bulan Alevileri yok sayarsanız, kırarsanız devlet bundan dolayı güçlenmez. Devlet bilakis zorlanır. Ülkede huzursuzluk giderek artar. Artık Ülkemizde Alevi sorunu giderek geniş bir boyut kazandı. Devlet olarak artık Cem evlerine müdahale edilmiyor. Açılan 50 kadar Cem evinin temelinde Başbakanlar, Bakanlar, Valiler, Mülki idare amirleri harç atarak iyi bir adım atmışlardır. Ancak bunlar yetersizdir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve diğer Uluslararası tüm anlaşmalarda insanların din ve vicdan hürriyeti temel hak olarak yer edinmiştir. Halbuki Alevi İslam anlayışı bu Evrensel Beyannamelerden 1400 sene önce Rıza Hakkı Beyannamesi ile bunları sağlamış ve günümüze kadar devam ettirmiştir. Başbakanlarla yaptığımız görüşmelerde hepsi de ayrı ayrı ”Alevi konusunu proğramımıza aldığımız zaman Diyanet İşleri Başkanlığı buna ve tabanımız buna hazır değil” anlamında açılamada bulunuyorlardı. Yaptığımız çalışmalar sonucu gelinen noktada Alevi sorunun artık Türkiye’nin tüm partilerinin gündemine alındığını görüyoruz. Bundan dolayı da Alevi sorununu çözecek olan Partinin taban kaybetme yerine demokrasiye katkı sunduğu için daha fazla önemseneceği anlaşılacaktır.
AB’ye de göndermelerde bulunan Prof. Doğan, ”Avrupa Birliği sürecinde AB’den gelen raporlarda Alevilerin durumunu görmeye başladılar” anlamında sözler söyledi.

Alevi sorununa çözüm için Hükümete katkı sunmak istediklerini söyleyen Prof. Doğan, ” Ayrı ayrı yaptığımız görüşmelerde Aleviliğin okullarda öğretilmesi için 32 sayfalık kitap taslağı hazırladıklarını ve bunu diğer Alevi Kurumlarına ve Alevilerle Sünni din bilginlerine göndererek katkı beklediklerini belirtti.
3 Haziran’da Hükümet yetkilileri ile görüşmelere başlayacaklarını, daha önceki görüşmelerde bu sorunun iç siyasette kullanılmaması için yerel seçimler sonuna ertelenmesi konusunda Hükümetten gelen talebi yerinde görerek beklediklerini, yakında başlayacak olan müzakerelerden umutlu olmak istediklerini dile getiren Prof. Doğan, sedece Alevilerin değil Bektaşi, Mevlevi, Arap ve Nusayri gibi yorumlarında çözülmesi gereken Alevi sorunu ile birlikte ele alınmasının önemine değindi.

Hükümetten özellikle 3 konuda talepte bulunduklarını, bunların 1- Alevilerinde genel bütçeden pay almaları gerektiğini, 2- Devletin Laik- Demokratik yapısının korunarak çözüm getirilmesi gerektiğini, 3- Diğer inançların da Devlet güvencesine alınarak öğretilmesi gerektiğini dile getirdi.
Prof. Doğan devamla, ”Hükümetten 632 Dernek ve Vakıf olarak şu taleplerde bulunduk.
 1-      Din dersleri mecburi olmasın, eğer Anayasada yer alıyorsa Anayasa değişene kadar Aleviliğinde okullarda öğretilmesi gerektiğini,
2-      Madımak otelinin devlet tarafından satın alınarak Müze veya Anıt olarak yeniden tanzim edilmesini, ancak kendilerinin görüşünün Müze değil Anıt olması yönünde olduğunu, Müze anlayışının genellikle 2. Dünya savaşı sonrası batıda Yahudi soykırımı sonrasının simgesi olduğunu, bunun iç barışta sevgi ve birlikte yaşama yerine nefret aracı olarak gündeme gelmemesi için açılacak Uluslar arası Mimari yarışma sonrası kabul edilecek bir Anıt proje ile sağlanmasının daha doğru olacağını,
3-      Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasının Anayasa ile mümkün olabileceğini, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasının hiç bir partinin gündeminde ve parti proğramında bulunmadığını, ülkede 100 bin Cami ve bu kadar da kadro bulunduğunu, oy kaybı kaygısı ile hiç bir partinin bunu parti proğramına almayı düşünmediğini, bu gerçekler karşısında bunda ısrarcı olmanın abesle işgal olduğunu, bundan dolayı Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması fikri yerine Diyanette Aleviler ve diğer İslam olmayan inançları da kapsayacak şekilde yeni düzenlemelerin yapılması gerektiğini” dile getirdi.

Konuşmalarında sık sık şiddet ve nefret içeren söylemlerin Alevi inancında yer almadığını dile getiren Prof. Doğan, özetle ”Alevi sorunun çözümü için artık uzun mesafe aldığını, bunun görmemezlikten gelinmesinin mümkün olmadığı” sözlerine yer vererek Alevi inancının bir takım Evrensel boyutlarından örnekler vererek Alevilerin birlik ve beraberlik göstermeleri gerektiğine değindi.
Prof. Doğan’ın bulunduğu açık oturum salonunun tıklım tıklım dolduğu ve salonda ayakta kalanların bile yer bulmakta zorlandığı açık oturumda daha sonra bağlama çalınarak Alevi deyişleri okundu ve dinleyicilerin sorduğu sorular Prof. Doğan tarafından cevaplandırıldı.
Etkinliği çeşitli basın mensuplarının ve TV. kanallarının dışında Habercem Almanya temsilcisi Fazilet Yoleri de izledi.

Kazım Balaban / 1 Haziran 2009 / Viyana



Konuyla ilgili diğer yazılar
Bulunmadi

Bu Sayfayı Yazdır Bu Sayfayı Yazdır

Yorum Yapın